Yağmurlu bir günde Galata'dan aşağı, ince dar yokuşlarından, dik merdivenlerinden aşağı, iniyordum. Yağmur sert değildi, hatrımda kalmış o tatlı İstanbul yağmuruydu. Her yerim sırılsıklam, Eylül ortasında işportacılar şemsiyelerini bulamamış olsalar gerek ki köşe başlarında o ucuz, şeffaf şemsiyeler yoktu. Tatlı bir uğultu yayılıyordu, sokaklarından şehrin, yağmur tanelerinin havayı delerek kaldırım taşlarına çarpmasından. Her şeye rağmen renkleri canlıydı İstanbul'un. Renklerin birbirine bu kadar mı yakışır diyebileceğim bir mekandan, yağmurun sesine rağmen, tanıdık bir şarkı yükseliyordu. An an şehri ve beni anımsatıyordu.
Ses, soluk kesilmiş, şehrin düzenini andıran kaos bir anda insanların saçak altlarına saklamasıyla insanlar kaybolmuştu. Adeta tarifsiz bir boşluğun içinde, yağmurun o yumuşak elini omzumda hissederek, sırtımı sıvazlayışını düşündüm. Bunca yıldır, terk ettiğimden beridir şehri, duyduğum hasrete binaen, yağmur, adeta beni kucaklıyor, şehrin bağrına basıyor, üzerimden salınan yağmur suyuyla birlikte beni tekrar içine alıyordu. Taşına, toprağına katıyordu. Bir an durdum ve düşündüm. İstanbul beni özleyebilir miydi? Anlatılmaz bir çoşku fışkırıyordu damarlarımdan, az kalsın ağlayacaktım.
Gömleğim, pantolnum ve hatta ayakkabılarım sırılsıklamdı.Sırılsıklamdım, gönlüm sırılsıklamdı. İçimde ki ateş yavaş yavaş ferahlıyordu. Yüreğim ferahlıyordu. Kollarımı açıp yağmuru kucaklamak istedim, kucaklamak istedim bu şehri ve Allah'a şükretmek. Tuhaftır o an aklımın acundan dahi geçmedi, geçtiğim yollar, çektiğim çileler. Buraya gelebilmek için döktüğüm göz yaşı ve ter sanki içinde bulunduğum bu an’ın tüm güzelliğle kaybolmuştu.
Gözlerimi kapatıp, yüzümü beni selamlayan bulutlara döndüm. Gülümsüyordum, yağmur sağolsun gözlerimin dolduğu belli olmuyordu. Hatta o bir damla gözyaşımın yanağımdan kayışını kimse göremeyecekti. Daha düşmeden gözüme yağmura karıştı. Yağmur bendim. Ben İstanbul.

Yorumlar
Yorum Gönder
Yorum yaptığın için teşekkürler.