A 20 yaşındaydı. Belki de hayatının en güzel geçmesi gerekenler zamanlardan bir diliminde yaşıyordu ömrünü. Sürekli oturup düşünmek, yüzü asık, asabi gezmek ve bir yerlerden bir şekilde sanki bir şeyler olacakmış gibi beklemenin hayat olmadığının bilincindeydi. Doğru ve inandığı şekilde yaşaması gerektiğini biliyordu. Hayatla kurmaz oynanmaz! Oynanmaz ama risk almak hayatın kendisiydi. Kısacası bir şeyler yapmalıydı. Gözünde, giderek küflenen duvarlar arasında, pencereden dışarıyı izlemek, ona göre insanın doğasına aykırıydı. Dışarı çıkmalı ve evreni okumaya başlamalıydı. Neden bu halde, burada olduğunun bilincine varmalıydı. Görmeli, duymalı ve tecrübe etmeliydi.
Adeta şehrin hakimiyetini elinde bulunduran bir tepe vardı. Her gece ay yavaş yavaş yükselmeye başladığı sıralarda A, bu tepeye doğru yürürdü. Her akşam aksatmadan bunu yapar, yamaca tırmanır ve tepenin hemen üstünde yer alan kayanlıklara oturur, şehrin ışıklarını izlemeye başlardı. Şehirde ne olup bittiğini bilirdi. Tanırdı sokaklarını, insanlarını. Kokusundan tanırdı bu şehri. Vehamet kokardı, alçaklık kokardı, ihanet kokardı ve günün sonunda yorgunluk kokardı.
Orada, kayalıklarda her gün oturup şehri izler, boş boş bakardı caddelerinde. Bir sigara yakar ve veda ederdi gün dönümüne yakın. Orada bulunduğu zamanlarda sürekli düşünürdü. Düşünceleri her gün daha da farklı ve daha da şiddetli olurdu. A, kimi zaman düşünceleriyle kendini ölürdü ve gömerdi. Ne kadar korkak olduğunu düşünürdü. Rezil ve yaşamaktan aciz olduğu kanısına varırdı. Vazgeçtiği çok olmuştur o tepede düşürken yaşamaktan. Kimi zamanda düşüncelerinden çıkan kıvılcımlar onu esir alır ve kimsenin tahayyül dahi edemeyeceği güzellikler ve amaçlarla bezetirdi benliğini. Ona göre düşünmek, nefes almaktı. Hareket etmek, var olmak.
Ziyaretiniz için teşekkürler. Yorumlarınızı bekliyoruz.

Yorumlar
Yorum Gönder
Yorum yaptığın için teşekkürler.